0536 783 2444 bilgi@dogadakimucize.com

Doğadaki Ucize – Tübitak 4004 Projesi

Tüm dünyada yaşanan hızlı kentleşmenin bir sonucu olarak insan ile doğa arasındaki ilişki zayıflamıştır. Bu durum özellikle şehirlerde doğan ve doğa ile hemen hemen hiç irtibatı olmayan genç nesil ve onların eğitimiyle yükümlü olan öğretmenler için daha çok önem arz etmektedir. Doğa bu durumdaki gençler için neredeyse hiçbir şey ifade etmemektedir. Bununla birlikte genç nesil doğaya ilişkin fırsatlardan ve imkânlardan bihaber olup; teorikte öğrendikleri ancak hiç temas etmedikleri doğa ile nasıl ilişki kurabileceklerini bilmemektedirler. Genç nüfusun bu konudaki eksikliğini giderebilmek için iyi bir doğa eğitimi ve öğrenme teknikleri uygulanmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Söz konusu eksikliklerin en etkin şekilde giderilebilmesi için genç neslin eğitiminde birinci derece rol sahibi olan ilköğretim öğretmenlerinin eğitimiyle başlanmalıdır. Doğa bilincini ve doğayı koruma fikrini öğrenen ve benimseyen öğretmen, öğrencilerine bu konudaki birikimini aktararak doğanın farkında olan ve değer veren yeni nesiller yetiştirebilir. Yeni neslin doğa bilinci ile büyümesi ve ülkemize sahip çıkan bireyler haline gelmeleri için eğitimcilerin öncelikle eğitilmesi gereklidir.

Bu proje, eğitimlerinin daha ilk yılında ilköğretim öğrencilerinin ileride birer doğa gönüllüsü ve hatta gönüllü koruyucusu olabilmeleri için doğada yürütülebilecek doğa içerikli bir eğitim modeli oluşturulmasına yöneliktir. Bu model, her çocuğun farklı bir birey olduğu gerçeğini temel alarak, farklı bir bakış açısıyla dünyayı gözlemleyen ve ufkunu bu açıyla genişleten bir mantığa dayanır. Bununla birlikte bu proje daha mutlu, sabırlı, saygılı ve ahlaki değerleri yüksek olan bireyler yetiştirilmesini hedefler.

Bilindiği gibi suç, modern toplumların tartışılmaz sorunlarından biridir. Geçmişten bugüne kadar sosyologlar, kriminologlar (suç bilimciler) ve diğer araştırmacılar tarafından suçu kontrol eden birçok değişken incelenmiştir. Son zamanlarda moral değerler, suçu azaltan bir sosyal kontrol değişkeni olarak araştırmacıların tekrar dikkatini çekmeye başlamıştır. Yapılan araştırmalarda birçok araştırmacı, moral değerler ve suç arasında negatif bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırmaların, moral değerler bireyin yaşamındaki etkinliğinin artmasına bağlı olarak bireyin sapkın davranışlara karşı kendini kontrol edebilme gücünün arttığı görüşüne vurgu yaptıkları görülür.

Dinî inanç, toplumda önemli bir sosyal kontrol sağlar. Birey ve topluma, içinde yaşanan dünyaya ve hayata anlam kazandırma fonksiyonu verir. Bireyin hayat anlayışının şekillenmesinde önemli rol üstlenir. Böylelikle inanç, bireyin sıkıntıları ve özellikle modern insanın karşı karşıya kaldığı önemli bir psikolojik problem olan strese karşı dikkate değer bir huzur kaynağı oluşturur. Olumsuz yaşam olaylarıyla mücadelede insanlara kontrol hissi verme, yaşananlara anlam vermelerine yardımcı olma, dayanışmayı destekleme, değer yönelimlerinde ve dolayısıyla yaşamlarında dönüşümü tetikleme gibi temel işlevleri görülmektedir (Günay, 2003; Pargament vd., 2000). Bu işlevleri sayesinde insanların maruz kaldığı pek çok bireysel, ailesel ve çevresel risk faktörünün ortadan kalkmasına yardımcı olduğu ve psikolojik dayanıklılığın oluşmasını desteklediği söylenebilir. Bu değerlerden yoksunluk, bireyi anlamsızlığa, varoluşsal bunalıma, hayattan zevk alamamaya, manevi açlığa, amaçsızlığa, köksüzlüğe sürükler. Maslow (1996) bireyin bu rahatsızlıklardan ancak inanılan ve uygulanabilen bir insanî değerler sistemine sahip olmakla kurtulacağını düşünür. Ona göre manevi ve moral değerler, bireye kendisini adayabileceği değerler sistemi sunar. Olumlu etkilerinin olduğu yönünde görüş bildiren Stack, inancın fonksiyonunu aslında birbirinden farkı olmayan, aynı anda meydana gelebilen üç hipotezle anlatmaya çalışır. Bu hipotezlerden ilki toplumsal bağlılıktır. Buna göre inanç bireye, inançlı çevreden gelen toplumsal destek sağlar. Bu destek bireye hem duygusal, hem entelektüel, hem de depresyon riskini azaltan bazı özellikler kazandırır. İkincisi tutarlılıktır. Buna göre inanç, bireye umut ve iyimserlik duygusu aşılayarak bireyin depresyona girme riskini azaltır. Üçüncüsü ise hikmettir. Bu hipoteze göre inanç, bireyin keder ve ıstıraplarını negatif olarak algılama eğilimini olumlu yönde değiştirir. Yani bireye, yaşadığı her olayda ilâhî bir hikmet, kaderî bir sebep bulunduğu inancını yerleştirir ve hâdiselere daha sağduyulu ve iyimser bir bakış açısı ile bakmasını sağlar (Stack, 2001). Çeşitli ampirik çalışmalar sonucunda elde edilen bulgulara dayanarak, sıkıntılı insanların bir dine inanıp bağlanmakla, bir yönüyle emniyet ve güvenlik içerisinde bulunmayı arzuladıkları için inancın insanda güven duygusu oluşturduğunu söyler (Yapıcı & Kayıklık; 2005). Benzer şekilde Pargament ve Raiya (2007) inancın psikolojik, sosyal, fiziksel ve manevi olmak üzere dört temel işlevinden bahsederken bu işlevlerin birey üzerindeki yaygın etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır.

İnanç, bireye hem günlük yaşam olaylarında hem de kriz dönemlerinde farklı şekillerde yardımcı olur. Şöyle ki bireyin inancı, yaşadığı zorlukları anlama ve anlamlandırmada ona bir çatı sunar. Birey, kendi gücünü aşan olumsuz olaylarla karşılaştığında inancı ona kontrol ve hâkimiyet hissi verir. Bireyin kendisini aşan bir güce bağlanması ona teselli vererek rahatlamasını sağlar. Toplumsal dayanışma ve kimlik oluşumuna katkı sağlayarak bireyin değer yönelimlerinin değişimine etki etmek suretiyle yaşamında olumlu dönüşüme vesile olur (Pargament, 2000).

Dürüstlük, yardımseverlik, alçak gönüllük, şükür, affedicilik ve sabır, dini inancın insanlara öğütlediği bu değerler/erdemler arasında sayılır (Ayten, 2014).

Bahsedilen bütün bu olumlu özellikleri sebebiyle toplum ve insan hayatı içinde en önemli unsur olarak değerlendirilebilir. 7-15 yaş dönemi, bedensel, ruhsal, cinsel, bilişsel, sosyal, duygusal, ahlaki, kişilik ve beyin gelişiminin temelinin atıldığı dönem olmasından dolayı üzerinde dikkatle durulmalıdır. Bu gelişim sırasında dönemin gerektirdiği olumlu ve olumsuz birtakım tecrübeleri yaşamaktadır. Yine bu dönem, dinî şuurun uyanışına ve dinî şüphelere sahne olması araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Şüpheler, konusu itibariyle dinî ya da din dışı olsun kişinin şüphe duyulan kavram üzerinde düşünmesini ve konuyu araştırmasını tetikleyen itici bir güçtür. Döneminin karakteristik özelliklerinden olan sorgulama, eleştirme, araştırma dürtüsü her konuda olduğu gibi manevi değer konusu üzerinde de etkisini büyük oranda gösterir. Ancak doğada cereyan eden olayların kendi kendine oluyormuşçasına anlatılması bu dönemde olan bireylerin inanç karmaşası yaşamasına sebep olmaktadır. Bu karmaşa ise bu bireylerde psikolojik problemlere, intihar, madde bağımlılığı vb. birçok olumsuzlukların oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir.

Materyalist ve din karşıtı söylemlerin aksine; Tabiatta yer alan varlıklar bir amaca göre düzenlenmiştir. Örneğin; insanlar için hayati öneme haiz olan oksijenin, suyun, gıdanın, ışığın varlığı bu işlerin “akıllı bir tasarım” olduğunu göstermektedir. Akıllı tasarım, işin arka planında sonsuz bir ilim, hikmet, kudret, rahmet, irade gibi sıfatlara sahip bir öznenin ve iradenin olduğunu gösterir. 

Ufacık bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ona takılan incir meyvesini yaratmak, bir mısır tanesinden onlarca mısır başağını, her bir başakta da yüzlerce mısır tanesini yaratmak, incir çekirdeği ve mısır tanesinin işi olamayacağı fikrinden hareketle özneden bahsedilmemesi bilim ve mantık ilkeleriyle de bağdaşmadığı düşünülmektedir.

İnsanın gözünün görmesi için güneşe; kulağının duyması için havaya; akciğerlerinin nefes alması için oksijene ihtiyacı vardır. Bu durum açıkça güneş, atmosfer, oksijen ile insanların ilgili organları arasında yakın bir bağ olduğunu gösterir. Yani, gözü kim yaratmışsa, güneşi de o yaratmıştır. Kulağı kim yaratmışsa, atmosferi de o yaratmıştır. Akciğerleri kim yaratmışsa, oksijeni de o yaratmıştır. Bütün bunları tesadüfe havale etmek elbette mümkün değildir.

Bu konuda bilincin oluşması gelecek nesillerimizin suçtan uzak, bulunduğu topluma saygılı ve ahlaklı bireyler olması açısından oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. İlköğretim öğretmenlerimiz 7-15 yaş grubu çocuklarımıza eğitim vermektedir. Doğa kavramını, doğanın dilini, doğa bilincini ve değerlerini genç nesillere eğitimlerinin daha ilk çağlarında aşılayabilecek eğitim kadrolarıdır. İlköğretim öğretmenleri, aldıkları multidisipliner doğa dersleri ile eğitim çağına yeni adım atan öğrencilerine;

  • Çevre ve doğa ile bağ kurabilme becerisi kazanma,
  • Çevrelerini daha basit tanıyabilme yetisi kazanma,
  • Doğa/çevre konusunda ilk tanımlamaları kavrayabilme kabiliyeti geliştirme,
  • Sürekli teorik olarak gördükleri kuş, sincap, tavşan, çiçek, ağaç gibi doğal/ekolojik faktörleri önemseme özelliği kazanma,
  • Dürüstlük, adalet, merhamet, sorumluluk, kendine ve diğerlerine saygı duyma gibi temel ve evrensel etik değerleri kazanma,
  • Sınıf yerine doğanın bir laboratuvar gibi kullanılması suretiyle eğitime yeni bir bakış açısı kazanma,
  • Doğayı tanıma, doğanın dilini öğrenme, doğadaki farklılıkları keşfedebilme, doğayı inceleme ve anlayabilme yeteneklerini geliştirme,

Doğa gönüllüsü fertler oluşturup Türkiye’nin daha uzun yıllar yaşanabilir bir çevre olması gibi noktalarda katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

 

Hedef  Kitle

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görevli ilköğretim öğretmenleri (sınıf öğretmeni, fen bilgisi öğretmeni, matematik öğretmeni, sosyal bilgiler öğretmeni, özel öğretim öğretmenleri vb.)

Hedef Kitle Seçim Kriterleri:

Proje kapsamında yapılacak aktivitelere engel teşkil edebilecek herhangi bir sağlık problemi olmayan adayların başvurusu kabul edilecektir

Sigara ve alkol kullanımı gibi olumsuz alışkanlıkları olmayan adaylar tercih edilecektir.

İnsan, evren, uzay, doğa, hayat, çevre vb. konulara ilgi duyan adaylar tercih edilecektir

Yaygın etki ve mozaik sosyal doku oluşabilmesi açısından katılımcılar seçilirken farklı şehirlerden olmasına dikkat edilecektir.

Proje birinci dönemi 22-27 Haziran 2020 tarihleri arasında ikinci dönemi ise 13-18 Temmuz 2020 tarihleri arasında Isparta İli sınırları içerisinde gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Proje süresi olarak her bir dönem 5 gece 6 gün olarak belirlenmiştir. Etkinliklerin tam olarak uygulanabilmesi için her bir etkinlik dönemi için en az 6 güne ihtiyaç duyulmuştur. Projenin yürütülmesinde alanlarında deneyimli eğitmen ve rehberlerden faydalanılacaktır. Bu alanlar içerisinde orman mühendisliği, ziraat mühendisliği, drama, rehberlik, peyzaj mimarlığı, biyoloji, yaban hayatı, jeoloji mühendisliği, Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yer almaktadır.

Projemizde 20 adet katılımcı için konusunun uzmanı 14 adet eğitmen, 10 adet rehber ve 1 adet Sağlık Personeli görev alacaktı